Z Dergi Mobil Uygulamasını
ÜCRETSİZ HEMEN İNDİRİN!

Mobil Websitesine Devam Et >>

Introtema / Tanburi Cemil Beyi Keşfet

Yazı Boyutu: a a a
Okuma Modu

Introtema / Tanburi Cemil Beyi Keşfet

https://www.zdergisi.istanbul/makale/introtema-tanburi-cemil-beyi-kesfet-439

Tanburi Cemil Beyi keşfet

Tanburi Cemil Bey (1873-1916). Türk musikisinin büyük efsanesi... Musiki hayatına keman ve kanunla başlamış, sonra hayatının merkezine yerleşen tanburu tanımış, tanburun bütün teknik imkanlarını zorlayarak yeni bir çığır açmış, eğlence müziğine has İstanbul kemençesini klasik musiki dünyasına sokmuş, tanburu keman ya da kemençe yayıyla çalarak yaylı tanburun doğuşunu hazırlamış, lavtadan viyolonsele klarinetten zurnaya kadar pek çok saza iltifat etmiş, onları iyi seviyede çalmaya uğraşmış, bazen de rebapla ruhundaki feryadı nağmelendirmiş, ömrü nağmeler peşinde geçmiş melankolik bir virtüözdür Cemil Bey. Musikide ne aradığını anlatırken çocukluk hatıralarını şöyle naklediyor: “Boş vakitlerimde –meşkhanenin duvarında asılı- musiki aletlerini birer birer denemeye başladım. Bir müddet keman çaldım, bunun sadasını acı buldum. Bir müddet de kanun çaldım. Akordunun zorluğu onu terk etmeme sebep oldu. Nihayet tanburda karar kıldım. Bu asil ve rengîn saz üzerinde istediğim nağmeleri icra ettikçe hislerime bir açıklık gelir, hayalim genişler, acı teessürlerim bir müddet için olsun benden uzaklaşırdı.”

Cemil Beyin eline ilk defa aldığı bir çalgı tabiri caizse ‘konuşmaya’ başlardı. İstanbul kemençesini ise zaten konuştururdu! Hatta kemençe ile “Fatma Hanım,” “Yangın var” dedirtir, çocuk ağlaması taklidi yapardı. Arkadaşlarından Müfid Bey, “Bir gün Cemil Beyle Çamlıca’ya gittik. Karadenizliler toplanmış, kendilerine mahsus kemençeyi çalıp oynuyorlardı. Cemil, kemençeyi istedi, biraz akort ettikten sonra onların tavrında, fakat pek hoş surette çalmaya başlayınca coşup kendilerinden geçtiler” şeklinde bir hatıra nakleder. Yalnız bu hatıra, Cemil Beyin enstrüman çalmadaki maharetini ispat için yeterlidir.

Onun fevkalade müzik kabiliyeti o derecedeydi ki, 15 yaşında iken henüz iki seneden beri çalmakta olduğu tanburda yeni bir tekniğin doğuşunu müjdeleyen icraları İstanbul sanat mahfillerinin ilgisini çekmeye başlamış, tutucular tarafından tekniği ‘klasik tanbur tavrı’na uygun bulunmuyorsa da bu yeni üslubun etki sahası gittikçe artmıştı. Daha 20’li yaşlarda bir ‘dâhi-i musiki’ idi o. İcrasını duyanlar hayranlıklarını gizleyemiyor, musikide üstad olan kimseler dahi tanbur çalışındaki başkalık karşısında şaşıp kalıyorlardı. Hocası Tanburi Ali Efendi onun hakkında bir arkadaşına şu sözleri söylemişti: “Bir çocuk peyda oldu. İki haftadan beri benden meşk alıyor. Fakat bundan sonra ona meşk vermeye utanıyorum.” Büyük virtüözitesi ile tanburun tarihî seyrini değiştiren ve İstanbul kemençesini yeni baştan yaratan Cemil Bey aynı zamanda hatırı sayılır bir bestekârdır. Şedaraban ve Ferahfezâ makamları için bestelediği saz eseri fasılları bugün hâlâ sevilerek icra edilen eserlerdir. En büyük şansımız ise kendilerinden pek çok haber erişen nice icracılar, virtüöz sazendeler ve hanendeler, sesin kaydedilmeye başlanmasından çok önce yaşamış olmalarına karşın Cemil Beyin, ses kaydı ile daha teknikler emekleme safhasında iken alakadar olması ve sayıları 150’yi bulan ve büyük kısmı en az besteleri kadar güçlü sanat eserleri olan kayıtlar doldurmasıdır. Şimdi Cemil Beyi ölümsüzleştiren bu hazinelerden birkaçını dinleyelim.